Yo soy Fidel! (soL)

Küba halkı ciddi sorunlarla boğuşuyor, biliyoruz bunu. Bildiğimiz bu sorunlar salgın sürecinde kesifleşmiş durumda, bunu da tahmin edebiliriz. Helms-Burton Yasası’ndan bu yana acımasızca ve uluslararası hukuka aykırı olarak yürütülen Amerikan ablukası onurlu Küba’ya diz çöktüremedi ama adı geçen güzel ülkede enerji, gıda ve tıbbı malzeme gibi temel sektörlerde çok ciddi sıkıntılar yarattı.

Son günlerde Küba’da protestolar yaşandı. Bir yanda var olan sorunlar nedeniyle ülke yönetimi protesto edildi. Bu protestolarda Amerikan bayrakları da göründü. Diğer yanda ise halkın bir bölümü yönetimi ve devrimi savunmak üzere sokaklardaydı. 

Küba’nın içinde bulunduğu bu zorlu süreçte, burjuva siyaset alanı ve onun organik aydınları yorum yapmakta hiç gecikmediler. Sosyalizm tükenmişti, halkına sunacağı hiçbir şey kalmamıştı. Demir yumrukla yönetilen ülkede halk artık isyandaydı. Umulan ve istenen ise artık Küba’nın bir an önce “özgürlüğe” kavuşmasıydı. Bunda şaşılacak hiçbir şey yok kuşkusuz. Esas konuşulması gereken ise bu süreci yorumlayan ve “sol” iddiasında olanlar…

Sol liberalizm diyor ki, “Halk yoksul ve aç. Küba’da devrim kendisini gerçekleştirememiştir”, “Baskıcı bir yönetim var. Bırakın artık Küba’da sosyalizm edebiyatını”, “Yoksulluk her yerde. Bırakın artık Küba’da sosyalizm romantizmini.” “Bırakın” diyorlar. Onlara göre Küba’daki olumsuzlukların nedeni Sovyetler Birliği’nden sonra yıkılır diye beklenen ama yıkılmayan küçük bir ada toplumuna karşı uluslararası hukuku çiğneyerek acımasız ve korkakça bir ambargo uygulayan ABD değildir. Olumsuzlukların nedeni sosyalizm mücadelesi, anti-emperyalizm, halkçılık, irade, inat ve umut gibi değerlerdir. Bu nedenlerle “Bırakın” diyorlar. 

Sol liberalizmin “Bırakın” dediği değerler solun geçmişten bugüne, bugünden yarına savunmaya yazgılı olduğu değerlerdir. Gün, Küba’da sosyalizmi ve devrimci romantizmi savunma günüdür. Salgın sonrasında kurulacak dünya için solun da ihtiyacı olan budur. Kapitalizm taraftarlarının sağ ve sol varyantlarının suçladığı bu değerlere kısaca bakalım.

Sosyalizm mücadelesi. Küba deneyimi yurttaşların kendi sosyalist cumhuriyetlerini inşa etme kararını gösterir bize. Sosyalist bir toplumu kurmayı ve sosyalizmi savunmayı anlatır bize. Küba Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ayakta kalma mücadelesi vermiştir, vermektedir. Amerikan ablukasına karşı mücadele vermiştir, vermektedir. 

“Mücadele yerine müzakere” diyenler için anlaşılabilir bir şey değildir bu. Müzakere eşitsizliği, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti, emperyalistlerin dünyanın zenginlikleri üzerindeki haklarını veri kabul eder. Onları ortadan kaldırmak gibi bir hedeften en başından itibaren yoksundur. Müzakereci demokrasi için siyaset, bir alan tutmadır. Çatışan taraflar kapitalist sistemi bir alan olarak görür ve bu alanın içinde pazarlıklarla daha çok yer kapmayı amaçlarlar. Küba’nın onurlu insanlarına değil ama müzakereci demokratlara diyecek sözümüz var: Sosyalizm müzakere değil mücadele gerektirir!

Anti-emperyalizm. Ülkeyi kuşatacaklar. Ülkeyi ne doğal hukukta ne de başka bir insan anlayışında bulunmayan iddialarla boğmaya kalkacaklar. Kendi normlarını dayatacaklar. Ve anti-emperyalist bir tepki olmayacak. Kabul edilemez. Küba, Amerikan emperyalizmine karşı yıllardır ayakta kalmanın adıdır. 

Halk. Küba’da halk ortak bir geçmişi ve ortak bir geleceği sahiplenir. Bir devrim yapılmıştır. Halkın eğitime, sağlığa, konuta, sanata ve kültüre kavuşması amaçlanmıştır. Halk geçmişin getirdiklerini geleceğe taşımak için ortaklaşmıştır. Siyaset alanını farklılıklar üzerinden kuran sol liberalizm için, radikal demokrasi için bu anlaşılamaz. Etnik farklar, kültürel farklar, kimliğe dayalı farklar böler ve parçalar. Halkın ortaklıklarını görmezseniz onları siyasette, kıvançta ve üzüntüde bölersiniz. Asıl olan halkın kendini bir toplum ve bir ulus olarak inşa etmesidir. 

İrade. Uzun ve zorluklarla dolu bir yolda yürümektir irade. Yokluğa ve yoksulluğa karşı sosyalizmi var etmektir. Küba’daki irade buna işaret eder. İrade Che’de vücut bulur: “Gerçekçi ol, imkansızı iste!” Sol liberalizm için irade, esnek olmayan ve ortodoks bir içeriğe sahiptir. İrade kavramı yerine bireysel bir varoluşa gönderme yapan haysiyet kavramı tercih edilir. Küba’da ise halk iradesi bugünü ve geleceği kolektif olarak savunma iradesidir. 

İnat. Zorlukların ve yıldırmaların karşısında inandıklarını hayata geçirme duygusudur. Son dönemde sol liberalizm kapitalizmin ve modern dünyanın analizinde duygulara ve duygular siyasetine geniş alan açıyor. Sosyalizm deneyimine bakarken ise saf akılcılığı işe koşuyor. Küba’yı rasyonalitenin ışığında inceliyor. Rakamlarla gösteriyorlar ekonomik yıkımı, halkın yoksulluğunu. Onlara göre sosyalizmde duygulara yer yok. Duygulardan konuşacaksak eğer en coşkun duygu, devrim yapmış, devrime inanmış ve devrimi savunma idealine sahip insanların inadıdır.

Umut. Dünyaya meydan okuyan bir umut, Küba’da netleşen en önemli değerdir. İşte bu umut sosyalizmi sürekli bir ihtimal olarak ele almamızı ve sosyalizmi güncel ve gerçekleşebilir kılmamızı sağlıyor. Reformlarla düzenlenmiş bir kapitalizmin ötesini düşünemeyenler bu umudun ne demek olduğunu asla bilemezler. 

Küba’da halk büyük sorunlar ve ekonomik sıkıntılar içinde. Evet öyle. Ama Küba sosyalist. Sosyalizm onu elleriyle var eden yurttaşlar arasında bir sevgi ve kader bağı barındırır. Sosyalizm sömürüye karşı duranlar arasında dayanışma içerir. Evrensel olan söz konusu dayanışmadır. Dayanışma ancak haksızlığa karşı diyecek bir şeyleri ve savunacak değerleri olanlar arasında gerçekleşir.

Ne demişti Fidel: “Ülkemiz insanlara maddesel zenginlikler sunmak için çok yoksul olsa da, onlara eşitlik duygusu, insanlık onuru sunamayacak kadar yoksul değildir.” Eşitlik duygusunu, insanlık onurunu ve sosyalizmi savunuyoruz. Yılmadan, yıkılmadan ve yorulmadan sesimizi yükseltiyoruz: “Yo soy Fidel!”

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir