Çünkü sosyalizm en çok çocuklara yakışır (soL)

Koronavirüs en çok emekçi evlerini vuruyor. Televizyonlardan “Evde Kal Türkiye” sesleri yükselirken, sabahın köründe daha gün ağarmamışken, evden çıkıyor emekçiler. Çünkü onlar sokağa çıkmama ayrıcalığına sahip değiller. Bu ayrıcalığa sahip değilken emekçi olup da evde oturanlar bilin ki iş aramaktadır. Sorsanız, “açlık mı virüs mü öldürür” diye, çoğu “açlık” der hiç kuşkusuz. Emekçi evlerinde çocuklar ve gençler, eğer kendileri de emekçi değilseler, kötü bilgisayarlarla, yetmeyen internet paketleri ile uzaktan uzaktan eğitilmektedir.

Gün akşama döndüğünde televizyonlar açıktır yarını nasıl çıkartacağını hesaplamakta olan işçi ailelerinde. Toplumun büyük çoğunluğu borçlanmadan ayı kapatamazken ve devlet felaketle baş edebilmek için onlara destek olmak yerine onlardan destek beklerken, televizyon, “Evde Kal” seslerini uzaklardan bir yerlerden işçi ailelerine taşımaktadır. 

Kapitalizm kendi sınırlarını zorlarken, mevcut haliyle üretimden, dolaşımdan, bölüşümden, eğitimden ve gelecekten beklenebilecek bir şey kalmamışken, emeğin temsilcilerinin yüksek sesle diyecekleri vardır muhakkak. Gün bizi bugünden yarına taşıyacak olan devrimci praksisi hızlanarak örme günüdür. Söz konusu örme işleminin iki boyutu olduğunu söyleyebiliriz: Teorik duruş ve siyasal pratik.

Teorik duruş noktasında bu salgın günleri solun kendi referans noktalarını belirginleştirmesini mümkün kılıyor. Che Guevera’nın dediği gibi, “kapitalizme sıkı sıkı bağlı kavramlarla sosyalizme erişilebileceği zannına neden olan ham hayaller eninde sonunda çıkmaza sürükler. Birçok kavşağı geçip uzun bir yol aldıktan sonra durup düşündüğünüzde de hangi sapakta yanlış yola saptığınızı kestirmek pek güçtür.”

Toplumun kamucu, emekten yana, tam bağımsız, planlamacı, aydınlanmacı ve dayanışmacı kapılarının açılması. Kamu hizmetlerinin üretiminde piyasanın devreden çıkartılması. Kaynakların kısa, orta ve uzun vadeli planlamasında ve işletilmesinde kamunun belirleyici olması. Bu vesile ile belirtelim ki, sosyalist solun yeni bir toplum inşa etme hedefini, bu hedefe doğru yürüyüşünü, otoriter ve totaliter bulan “post” konumların dahi “virüs meselesi değil sınıf meselesi” diyerek özgürlük mekanı olarak gördükleri piyasalara azıcık mesafe koyar gibi yaptıkları günlerden geçiyoruz. Emekten yana tavır almak daha önce hiç bu kadar açık bir şekilde piyasalara karşı durmak anlamına gelmemişti.

Siyasal pratik açısından da, bu salgın günleri sosyalist bir toplum inşasına dönük adımları sıklaştırmayı mümkün kılıyor. Bu günlerde emekçilerin ve işçi sınıfının muğlak, tedirgin ve iddiasız siyasal talepler yerine daha net siyasal talepler beklediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bugün emekçi evleri için ücretli izin verilmesi, işten çıkarılmaların durdurulması, ücretsiz izin uygulamasının yasaklanması, işçi sağlığı koşullarının radikal şekilde geliştirilmesi öncelikli taleplerdir. Sağlık hizmeti sunumunun merkezi olarak planlanabilmesi, bunun için de tüm sağlık kurumlarının kamulaştırılması yine acil bir taleptir. İşini, gelirini kaybeden emekçi evlerin temel ihtiyaçlarının merkezi olarak karşılanması da öyledir.

Emekçileri salgın sürecinde korumak için bu talepler kuşkusuz ki çok önemlidir. Ama bu talepleri kapitalist sistemin yapısal sorunları ile birleştiremezsek, yolun çöktüğü noktada yola devam etmek isteyen gruplarla aynı yerde bekler hale geliriz. İşler sarpa sarmışken “bireysel zararların sınırlı ölçekte telafisine odaklanan önerilerin kabul edilmesinin” bile zor olduğunu düşünenler çıkacaktır. Ama tam da burjuva siyasetinin yeni bir umut üretemediği ve tüm iddiasını kaybettiği bir dönemde, kamudan, emekten, sınıf dayanışmasından yana durmak, piyasalara karşı toplumu savunmak hayatidir. 

Ancak halk sınıflarının ve solun kamucu, planlamacı ve dayanışmacı talepleri siyaset tarafından doğru kavramlarla ifade edilip temsil edildiğinde aşılır büyük krizler. Toplum azıcık aşını ve koca yüreğinin kocaman enerjisini ancak böyle koyar ortaya. O nedenle sadece üretilenleri değil riskleri de eşit şekilde bölüşerek ilerleyebilmek gerekir. Böyle var olabilirsek, bu şekilde yaşayabilirsek, bir devrimcinin dediği gibi “belki insanlarımıza maddi zenginlikler sunmakta yoksulluk çekebiliriz ama asla eşitlik duygusu ve insanlık onuru sunamayacak kadar yoksul kalmayız.”

Şu an yaşadığımız hayat eşitsiz, adaletsiz ve hakkaniyetsiz ise önümüzdeki seçenek onun berbatlığını azaltmak ve adaletsizliğini düzeltmek değil, yaşadığımız hayatı başka bir hayatla değiştirmektir. Çünkü sosyalizm en çok çocuklara yakışır.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir